DerzulyaXasiorkMedyaEserlerE-kitapGri Bakış
sol

Derzulya

Medya

Gri Bakış

Eserler

Makaleler

Orkun Albüm



Orkun Emin UÇAR?



derzulya@derzulya.com
Derzulya


orkun@derzulya.com
Orkun UÇAR


orkun@xasiork.net
Yedek Mail


Orkun Uçar haberleri...


Metal Fırtına, Belgeseller & Ermeniler
Tarih Ne İşimize Yarar?
"Erkan Kiraz 17/Şubat/2005"




    Bugüne çok erken saatlerde başladım. Pazar günü dolanmamı hava tahmin programını dinleyince ertelemiş oldum. Gecenin 24:30’u. Cumartesi günü yazımı tamamlamışım. Ayrı bir yazı olarak düzenlemesini de bitirmişim. Üçlü koltuğun üzerindeyim. Yanımda sehpa, üzerinde çakmak ve sigara. Koltuğun üzerinde günce ajandam ve kalemim. Kısa notlar alıyorum. Yazılarımı düzenleme sırasında yararlandığım kısa notlar. Elimde Metal Fırtına (1) okuyorum. TV’de sabaha karşı programlarından seçme yapıyorum. Meğer bu saatlere ne harika programlar koyuyorlarmış. Filmler, konuları ilginç tartışmalar ve belgeseller.
    Metal Fırtına’daki bazı bölümler var ki gündemin maddelerine “cuk” diye oturuyor. İlginç olduğu kadar kitap hakkında dolaşan söylentiler de kitabın sayfalarını çevirdikçe neyin gerçek olduğu konusunda insanın beynini dumura uğratıyor. Kitabın öyle bir bölümüne geldim ki sayfaları yutuyorum adeta. Batılıların Page Turner [sayfa döndürücü] ve Thriller [heyecan verici] dedikleri tanımlar aklıma geliyor.
    Kurgulama öylesine harika oturtulmuş ki! Ta 11 Eylül 2001 ABD İkiz Kuleler Saldırısı ikileminin ardından akıp gelen olaylar.. Afganistan İşgali, Orta Doğu’ya yeni bir biçim verme, Irak İşgali, Enerji Kaynakları ve Yolları’nın denetimi, Yeni Enerji Kaynakları ve Yollarının Güvenceye Alınması politikaları kapsamında Sovyetler Birliği etki alanındaki Türk Cumhuriyetleri’nde ardı ardına gelen olaylar, Kafkaslar’daki yönetim değişimleri, AB ve ABD arasındaki yaşamsal rekabet, Filistinliler ve İsrail arasındaki olayların yeniden biçimlendirilmesi, Suriye ve İran’ın üzerinde birden artıveren baskılar, Lübnan Başbakanı Refik Hariri’ye yapılan suikast, Suriye’nin 14 senedir askerlerini tuttuğu Lübnan’dan çekilivermesi, Türkiye’de Bor ve Uranyum maden kaynakları ve bunların işletilme hakları, Batı’da birden başlayıveren Türkiye aleyhtarı yorum ve etkinlikler, hep Meclis’in ABD’ye Türkiye üzerinden inmesine izin vermeyen kararına atfedilen birçok yazı, yorum ve üstü kapalı tehditlerin ABD’de aniden yükseliş göstermesi..
    Ve Türkiye’de başlayan Batı’nın bakın siz de nasıl vahşi ve sinsi işgalcilerdiniz yaklaşımları. CHP’nin Sözde Ermeni Soykırımı konusunda Türkiye’nin inisiyatif alması girişimleri, Erzurum Atatürk Üniversitesi’nce Ermenilerin 1912-1915’ler arası Ruslarla işbirliği yaparak van ve diğer yakın kentlerde işledikleri Türk Mezalimi kazı çalışmaları ve belgelerinin açıklanması, birden ön yüze çıkartılıveren 26 Şubat 1992 Azerbaycan Hocalı’da Ermenilerin işlediği Türk Mezalimi suçları, Türkiye’nin Ermenistan ile doğrudan ilişki kurma girişimleri, Diaspora Ermenileri’nin Sözde Ermeni Soykırımı’nın karşılıklı bir araya gelerek belgelere dayalı olarak inceleme önerisini gerekçesini reddetmeleri, salt Türklere iftira için yazılmış Mavi Kitap’ın yazarından bunlar hep iftiraydı itirafı ve Diaspora Ermenileri’nin can hedefi haline gelen ve Ermenilerin yıllardır dünyayı uyuttuğunu belgelerle açıklayan Justin Mc Countney’in birden Türkiye ve Türkler tarafından keşfedilivermesi.. Ve de Orhan Pamuk gibi bazı yazarların Batı basına “Ermenileri katlettiğini” açıklaması, kendilerini Türk aydını olarak zannedenlerin Orhan Pamuk’a yönelik eleştirilere tahammül edemiyor olup hemen savunma yazılarına döşenmeleri.
    Kitabın Amerikalılar tarafından yazdırıldığı söylentileri, Amerikalıların parasal olarak desteklediği ve açığa çıkan dört Türk gazeteci, İnternet’te hızla dolaşan çeşitli komplo teorileri, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ile başlayan ve herkesin okuduktan sonra inanılmayacak denli güzel kurgulama dediği söylemler, yorumlar ve bir sürü felaket öyküleri. Her şey ama her şey o denli iç içe geçmiş ve gerçekler inanılamayacak denli grileşmiş yada grileştirilmişti ki gerçek budur diyebilecek insan yoktu. Böylesi bir zamanda yazılıp basımı yapılmış kitabı okumak benden ayrı bir heyecan oluşturuyordu.
    TV kanalları arasında dolaşırken okumaya ara verip kendimi rastladığım filmlerin ilginç konularına kaptırıyordum. CNBC’de bir film. Konusu karışık. Başta doğru gibi gösterilen şeylerin hepsi oluşturulmuş yalanlar olarak ortaya çıkıyor. Bilim adamlarını, gizli örgütleri ve polisi bir birine düşüren oluşturma kanıt ve verilerin gerçekle ilgisi yok. Bir yerlere laboratuar altında oluşturulmuş bir UFO (2) cesedi dağlık bir alanda karlar altına gizlenmiş. Eski zaman önce bir bilim adamı heyetinin dünya dışı varlıklar, onların organizmaları ve akıl düzeyleri konusunda yaptıkları konuşmaları inanarak ve hayranlıkla izleyen aile bireyleri çeşitli kazalara kurban gitmiş bir genç.
    Sonra TRT International kanalı. Ekranda Ermenilerin 1912-1915’ler arasında Rusların işgal ettiği Kars, Ağrı ve Van illerinde ve bugünkü sınırların ötesinde kalan köy ve kasabalarda ayaklanmaları ve Türkleri katletmeleri anlatılıyor. Ekrana Justin Mc Courtney çıkıyor. Eski bir harita üzerinde Ermenilerin yıllarca nasılda sahte belgelerle dünyayı kandırdığını anlatıyordu. Bu saatte olacak program mı bu? Prime Time denilen saatlerde prim yapmayacak konular ne yazık ki.
    Kırım Savaşı’dan (3) başlayıp ardı ardına gelen yenilgilerin ve ulusların ayaklanıp özgürlüklerine kavuşmalarıyla Anadolu’ya akın eden göçmenlerin başlarına gelenler, uğradıkları zulüm, katliam ve her tür acılar, koskoca imparatorluğun parçalandığı zamanlara dek uğranılan birçok haksız emperyalist oyunlar nedense hep unutuldu. Peki Türkler kendi başlarına gelen acıların öykülerini neden yazmadılar, ağıtlarını neden yakmadılar? Bunun en güzel yanıtını geçenlerde Ertuğrul Özkök veriyordu (4). Kısaca gerekçe Batı’ya yaranma ve öykünme. Şimdiler de ise önümüze çıkartılan fatura yüksek. İşin garibi faturayı önümüze koyanlar şimdiye dek her tür emperyalist oyunu üzerimizde oynayan ülkeler. Erzurum Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim görevlisi Prof. Enver Konukçu ekranda. Ortaya konulan belge ve bilgileri aktarıyor.
    Filmden kopup kitaba dalıyorum. Yazarlar diyorum Dan Brown (5) gibi böylesine güncel ve heyecanlı konuları inanılamayacak bir kurgulamayla nasıl kısa bir fantastik kitap biçimine dönüştürmüşler. Yaptıklarından gizli bir sevinç duyuyorum. Altan Çimen’in (6) kitabından daha fazla sarıyor beni. Bazı bölümlerin altını çizmişim. Çizmeye devam ediyorum. Sayfa 89’de gizli servisler arası ilişkilerden kırıntılar var. Bir diğerinin elemanını bilme ve çalışmasına göz yumma. Dostluklar var ama ülke çıkarları önde gelir gizli ilkesi. Ülkeler arasında dostluk değil karşılıklı yada tek yönlü çıkarlar geçerlidir kuralı. Sayfa 91’de şimdilerde unutulmuş ama Soğuk Savaş evrelerinde dünyayı hoplatan olaylardan kısaca söz ediyor. Türkiye’nin de oyunun içine sokulduğu Küba Gerilimi, U2 uçakları ve neredeyse Türkiye’nin Sovyet Nükleer silahlarına hedef olma kertesi yani.
    Kitabı bırakıp TV’ye çakılıyorum. Ama aklım kaldığım satırlarda. Ne harika diyorum. Roman birçok bilgiyle dolu. Aktarılan bilgiler de neredeyse tamı tamına doğru. Benim adım kırmızı diye ünlenen Orhan Pamuk neye dayanarak Ermenileri katlettiğini itiraf edip kabul ediyordu bilinmez ama nam yapmak için ucuz yol seçmiş ve gündeme oturmuştu. Metal Fırtına’nın gündeme oturmasını ise neyin sağladığını bilmiyordum. Benim kitabı almam tesadüftü. Acrobat dosyası biçiminde bana ulaşınca yazarlardan birisinin İzmit Gölcük’ten olduğunu gördüm. Altan Çimen’den sonra çok harika dedim. Kitabın ilk sayfalarını hızla bir göz attım. Beğenmiştim ve hafta sonu da kitabı almıştım.
    Araya haberler giriyor. Kanalları dolaşıyorum ve haberlere geri dönüyorum. Pakistan’da bir camiye yapılan saldırıda bir çok kişi yaşamını yitirmiş. Amerika’nın Irak’ı işgalinin 2. yılında Amerika aleyhine bir çok ülkede protestolar yapılmış. Irak’ta patlamalar yaşanmış. Kerkük’te 4 Irak polisi, Felluce’de Amerikan askeri konvoyuna saldırı, Kerkük-Beyja Petrol Boru Hattı’na saldırı gerçekleştirilmiş. Nevruz (7) Kutlamaları hakkında bilgiler. Bu bayram çeşitli Türk ülkelerinde ve diğer farklı uluslarda Bahar Bayramı olarak kutlanıyormuş.
    Aklıma takılıyor. Türkiye Sözde Ermeni Soykırımı’nın koca bir yalandan ibaret olduğunu, Ermenileri sürekli manipüle eden Amerika, Fransa ve diğer bazı ülkelerin oyunlarına nasılda alet odluğunu ancak anlamaya başladığını ve bu konuda inisiyatifi ele almak gerektiğini, Nevruz’un bir Kürt kimlikli bayram olmadığını ve uluslararası siyasette bizi cici bilsinler, aman bizi kötü bilmesinler yaklaşımlarının hiç anlam ifade etmediğini daha yeni yeni keşfediyordu.
    Kitaba dönüyorum. Sayfa 99; uluslararası istihbarat açık pokere benzetiliyor ve Türkiye zerindeki oyunların gerisinde yeni enerji kaynağı diye söz edilen Bor, Toryum ve Uranyum madenlerinin işletilmesi konularına bağlanıyordu. Sayfa 100; ABD’nin yeni enerji kaynakları ve yolları konusunda neler yaptığından söz edilip, petrolden sonra en değerli madenlerin ne yazık ki Türkiye’de olduğuna değiniliyordu. Ne doğalgaz ne de petrol. Ama biz hala yoksul bir ülkeyiz. Elbette ki petrol zengini bir Arap ülkesi gibi her yönden geri bir ülke de değiliz.
    Sayfa 101: Protestan Misyon Etkinlikleri’nden söz ediliyor. Kısaca American Board denilen ABCFM’den (8). Amerika Osmanlı ve Türkiye toprakları üzerinde hiç emperyalist oyunlar oynamadı diyenler hep yanılırlar. Amerika 1800’lü yıllardan itibaren İngilizlerin peşine takılarak Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasına en sinsi ve geri dönülmez siyaseti uygulayan devlettir. Varoluşandan beri Protestanların egemenliğinde olan ABD dünyayı Protestanlaştırmak için çabalamıştır. Tüm çabalarına rağmen Ortodoks Rumları ve Müslümanları Protestanlaştırmamış ama Osmanlı ülkesindeki Ermenileri tümden etkilemiş ve etkileri günümüze dek uzanan sahte Ermeni iftiralarının karşımıza çıkartılması ve Türklerin sürekli suçlanmasına yol açan olaylara ve bir sürü mezalime yol açmıştır.
    Sözde insancıl gerekçelerle ama sadece Hıristiyan azınlıklar için Amerikan şilepleri ve çeşitli Amerikan misyonlarına bağlı gönüllü çalışanların etkinliklerinden ve ilgisinden doğduğum yer İzmit Derince’de nasibine düşeni almıştır. Hıristiyan azınlıklar için koşturan Amerikalılar annemin ailesi 1925’lerde Romanya’dan sürüldüklerine insancıl gerekçelerle ne Köstence Limanı’nda ne de Tuna Nehri kıyılarında ortalıklarda görülmemişler.
    Osmanlı topraklarında özellikle Ermeni ve Rumların yoğun olarak yaşadığı köy, ilçe ve kentlerde hızla açılan Amerikan ABCFM misyon okullarından İzmit’te naibini almıştır. Bir adet İzmit merkezde, bir adet o zamanlar İzmit’e bağlı Adapazarı’nda ve bir adet de Bahçecik [Bardizag] da Amerikan Misyon Okulu açılmıştır. Osmanlı toplumunun kayrılmış cemaatinden olan Ermeniler bu okulların açılmalarından itibaren silahlı ayaklanma, eşkıyalık, dağa çıkma, düşmanla işbirliği yapma ve en sonunda silahlı ayaklanmalara dek her tür yollara başvurmuşlardır. Sürekli olarak ya İngilizler, ya Amerikalılar yada Ruslar tarafından yada son zamanlarda olduğu gibi kurnaz Fransızlar tarafından kullanılmışlar ve işleri bitince de bir kenara bırakılmışlardır.
    Tarih ne işe yarar? Para eder mi hemen? Etmez elbette. Siz geçmişiniz unutabilirsiniz ama geçmişiniz sizin peşinizi asla bırakmaz. Ayrım işte burada yatar. Siz geçmişinizi unutursanız gelecekte önünüze gelenlere yanıt veremezsiniz. Geçmişi bilmek geleceği iyi okumak demektir.
    Devam ediyorum. Sayfa 102; inanan bir Hıristiyan olduğunu ve göklerden aldığı mesajlarla kötüleri ve kötülükleri dünyadan sileceğini belirten başkan George W. Bush 11 Eylül Saldırıları [11/9 Sept] (9) ardından “Bir Haçlı Seferi’ne başladık” (10) sürçü lisanını kullanmamış mıydı?
    Kanalları geziniyorum. Saat ilerliyor. 03:30 filan. Hala uykum yok. Kanallarda bana göre bir şey de kalmadı. Geç yatıp geç kalkacağım. TRT2 kanalında bir program. Kırılma Noktası. Harika bir konu var. Lübnan’ı mercek altına almışlar. Programı kimin yapıp sunduğunu anlayamadım. Tanıdığım birisi değil. Kitabı bir yana bırakıyorum. Çok harika, incelikli ve bir zamanlar Osmanlı diyarı olan Lübnan’ı inceleyen bir Türk düşünür ekibi. Tek garipsediğim alt yazı olarak geçilen isimlerin ya Fransızca yada İngilizce yazılışlarıyla geçilmesi. Rusça’dan ve Yunanca’dan her bir isim Türkçe okunuşlarıyla aktarılırken yıllarca içimizde yaşamış Slav ve Arap kökenli ad ve birey isimlerine gelince Fransızca, Almanca ve İngilizce dil kurallarına göre yazılış biçimleriyle aktarılıyor. Anlamam kolay değil.
    Program sunucusu Lübnan’da her kesimin önde gelen yetkililer, hukukçular, sıradan vatandaşlarla söyleşi yapıyor ve bilgiler aktarıyordu. Bundan 14 sene öncelerine dek 1991’lere dek süren iş savaşta yerle bir olan ülke kısa sürede toparlanmış ve başkent Beyrut [Beyrut-u Şam] bugünlerin Paris’ine dönüşmüştü. Peki birden ne olmuştu Orta Doğu’nun en duyarlı ama en farklı bu küçük tarihin bilinen adıyla “Sedir Ağacı” ülkesinde? Suriye yanlısı Lübnan Cumhurbaşkanı Emil Yahud Anayasayı değiştirip görev süresini üç yıl uzatınca 18 ayrı din ve etnik gurubun yaşadığı Lübnan’da herkes bu karara karşı çıkar. Ülkeden başlayan protestolar ve sokak gösterileri Lübnan’da bir şeylerin değiştirilmek istendiğini gösteriyordu. Bir gün başbakan Refik Hariri geçtiği yola yerleştirilen bir bombalı aracın infilak ettirilmesiyle suikasta kurban gitmişti.
    Tüm gözler Suriye’ye döndü. Gözlerin Suriye’ye dönmesinde gariplik yoktu. Orta Doğu kökenli tüm terör olaylarının gerisinde, her tür suikast olayının ve her tür istihbarat cambazlığın perde arakasında hep Suriye vardı. Türkiye’de PKK olaylarında Suriye’nin kirli yüzünün ceremesine katlanmıştı bir tarihe dek. PKK önderi Abdullah Öcalan yıllarca tüm yandaşlarıyla Suriye’de saklanmış ve korunmuştu ama Suriye resmen bunu kabul etmiyordu. Ama Refik Hariri suikastının gerisinde kesinlikle Suriye vardır demek de ne derece doğruydu Orta Doğu’ya yeni bir biçim verme siyasetlerinin pişirilmeye başladığı son zamanlarda.
    Uzun süredir Suriye’yi terbiye etmek için bahane arayan ABD Suriye üzerindeki baskılarını açık ve net biçimde arttırdı. ABD Başkanı George W. Bush Suriye’nin Lübnan’dan hemen ve koşulsuz olarak çekilmesini istedi ve aksi durumda terörü desteklemekle suçladığı Suriye ve İran’a bunun bedelinin ağır olacağı tehditlerini savurdu. İran ve Suriye’nin askeri işbirliği yaptıkları anlaşması ABD’yi ve Batılı ülkeleri pek etkilemedi. Suriye’nin Lübnan ile kademeli olarak askerler geri çekilmesi görüşmelerinin anlaşmayla sonlanması ABD’yi tatmin etmedi. Amerikanın ikinci uyarısı ardından Beşir Esat hükümeti askerlerini Lübnan’dan çekiverdi. Yıllarca ülkesini demir yumrukla yönetmiş olan Hafız Esad’ın tahtına ölümün ardından oğlu Beşir Esad oturmuş ve babasının izinden yürümeye başlamıştı. Politikalarda çok az değişiklik vardır.
    Lübnan’da neler olmuştu peki? Dürzi önder Mevan Hamedah 1 Ekim 2004’de bir suikasta kurban gitmiş. Şimdide 14 Şubat 2005 günü Refik Hariri. Sunucu başka bir Dürzi önder Velid Canbolat’la konuşuyor. Lübnan Hıristiyanlarının bağlı olduğun Maruni Kilisesi başkanı Sfeir Nasrallah Emil Yahud’un politikasına nasıl karşı çıktıklarını ve ülkeden Suriye askerlerinin çekilmesi gerektiğini belirtiyorlar. Ülkenin her kesimince çok sevilen Refik Hariri için herkes yas tutuyor. Refik Hariri 1944’de doğmuş. Kendisini Filistin’in özgürlü için halk hareketi örgütü içinde bulmuş. Kaçtığı Suudi Arabistan’dan zengin olmuş. Dünyada en zengin 100 kişi arasında yer alan Refik Hariri uluslararası bağlantıları ve serveti sayesinde yerle bir olmuş Beyrut’u kısa sürede onartıyor. Lübnanlılar ona “Bay Lübnan” diyor.
    Suriye 1991 yapılan Taif Anlaşması gereği yılında Lübnan’a asker sevk ediyor. Anlaşmalara göre 1992’de Suriye’nin askerlerini geri çekmesi gerekiyor. Ancak o zamanlar İsrail işgalinden çekinen Lübnan Suriye askerlerinin ülkelerinde bulunmasını çıkarlarına uygun görüyor. Sunucu sokaklarda çeşitli kişilerle konuşuyor. Ghassan Tünei [Hasan Tüveni], Khalid Inad [Halit İnad], Abdallah Kassar [Abdullah Kasar] ve Hizbullah milletvekili Marwan Hamadeh [Mervan Hamadeh]. 15 yıldır barışın ve zenginliğin egemen olduğu bu küçük ülkede işler birden nasıl karışıyor? Birileri Lübnan’ı karıştırmak mı istemişti? Suriye Irak’ın ABD tarafından işgaline rağmen ve ondan gelebilecek büyük tehlikeye rağmen babasından devraldığı sinsi ve kurnaz siyasetine mi devam ediyordu? Yanıtlar zamanın gebe olduğu sıcak ve yeni gelişmelerin içinde gömülü.
    Saat 04:00 olmuştu. Yatamam gerek dedim. Geç kalkacaktık haliyle. Bengisu kalkıp dershanesine girmiş, Aybüke Beren karnı acıktığı için annesini uyandırmıştı. Mutfaktan sesleri geliyordu sürekli. Aybüke Beren annesine yardım etmek istiyordu. Portakalların suyunu kendisi sıkacakmış. Omleti kendisi pişirecekmiş. Elimi yüzümü yıkayıp yanlarına gittim.
    Bugün tüm gün evde olacaktık ailecek. Kahvaltı sofrası da enfesti hani. Portakal suyu ve demli çay. Portakal suyuna öncelik verdim. Ardından bardaklarla çay. Karnım doyunca keyifli sigara tellendirmeler. Masa başında elimde okuduğum kitap. Kızımla biraz TV izledik birlikte. Saat öğle saatleriydi. 12:30 filan. Biz daha yeni kahvaltı ediyorduk. Biraz sonra bengisu eve dönecekti.
    Aybüke Beren’in canı sıkılmaya başladı. Karşı komşumuzun kızı Ece Odabaş’ı çağırdı. Bir süre onunla oynadılar. Ardından arkadaşı Sinem’i alıp geldi eve. Daha sonra ise küveti köpüklü sıcak suyla doldurup banyo keyfi yaptı. Dışarı çıkınca bornozlar içinde kafasında mihrace havlusu babasına kendisini koklatmaya geldi. Bir şey demeyecek misin diye sordu. Ben de mis gibi kokuyorsun, sıhhatler olsun kızım dedim. Bengisu dizüstü bilgisayarı alıp dayısı Barış Aykan’a gitti. Hanife öğle yemeği yerine geçecek ikindi yemeği için Pışı pişirecekti. Bengisu ve diğerlerinin bize gelmesini istiyordu.
    Bengisu’ya telefon eden ben oldum. Gelin pışılar pişti dedim. Pişen bir şey yoktu aslında. Pişti demesem gelmeyeceklerdi. Eve gelince annesine çıkışıyordu Bengisu bizi kandırdınız diye. Hep birlikte mutfağa geçtiler. Masa hasır olunca da beni çağırdılar. Barış Aykan yemeğin ardından İstanbul’a gitmek için ayrılmak üzereydi. Annesi Zeliha Aykan bize geldiğinde. Pazar günlerini sevmediğini söylüyordu Barış Aykan. Pazartesi günü için hazırlık yapmak, tıraş olup giysileri hazırlayıp ütülemek çok dert diyordu. Bunları benim için sevgiyle yapacak birisi de henüz yok diye yüz yapıyordu.
    Benim için dert değil dedim. Benim Pazartesi sabahları ayaklarım geri geri gidiyor. Pazar akşamları da Pazartesi kabusu yaşıyorum. Gözlerim uyku tutmuyor. Bu ta Irak’ın Kuveyt’i işgalinden beri böyle. Savaş birinci derecede Türkiye’yi etkilemişti. Ben de yeni iş değiştirmiştim. Tesadüf öyle olmuştu ki Finliler çalıştığım firmadaki hisselerini İtalyanlara devretmişlerdi. Onlar da genel ekonomik bunalım nedeniyle çalışanların sayısında %50’lik indirime gideceklerini açıklamışlar ve yeni yılda ücretlere zam yapılmayacağını belirtmişlerdi. Her Pazartesi beş günlük çalışma süresinde bir sürü dert tasa ile yaşamak demekti.
    Yazımı yine geç saatlere bıraktım toparlamak için. Evde ses seda kesildi. Herkes derin bir uykuda. Ben saatlerdir bilgisayarın başındayım. Saatler ertesi günün 01:30’unu gösteriyor. Sabah yine kalkamayacağım.
    Açıklamalar & Dipnotlar
    (1). Metal Fırtına: Orkun Uçar & Burak Turna, Politik-Kurgu-Roman, Beşinci 50,000. ISBN: 975-263-109-6, Timas Yayınları, İstanbul 2005, www.timas.com.tr Email: timas@timas.com.tr [Erkan Kiraz, CarrefourSA İzmit Alışveriş Mrkz, 10.03.05, YTL 6.- (TL 6,000,000)].
    (2). UFO: Unidedified Flying Objects; Belirlenemeyen Uçan Cisimler. UFO Müzesi: Nuri Sözkesen, http://ww.sirusufo.org,
    (3). Kırım Savaşı’dan [1877-1878]. Osmanlı-İngilzi-Rus harbi. Savaşı Ruslar kazandı. Yenilginin suçu İngilizler tarafından Türklere atıldı ama son zamanların İngiliz araştırmacıları tarihi belgelerin aksini söylediğini kabul edeceklerdi.
    (4). “... İngiltere, Fransa ve Amerika artık Türkiye’nin müttefiki olmaktan çıktı mı? “Güçlü Müttefikler” yeniden “sinsi düşman” mı oldu? Yoksa “Batı’ya bakın siz Sözde Ermeni Soykırımı’nı ortaya çıkartırsanız biz de sizin dosyanızı açarız” mı deniliyor? Emekli Büyükelçi Gündüz Aktan durumu özetler; “Biz geçmişte Türklere yapılan zulümlerin ağıtını yeterince yakmadığımız için, bugün kimse bizim de mazlum olduğumuza inanmıyor”. Bana göre bu tez doğru. Banim gibi Balkan Göçmeni aileler çok iyi bilir. Hemen hepsini Bulgar Komitacıları’nın, Yunan Asileri’nin katlettiği en az bir aile bireyi vardır. Ama Türkler tarihlerinde hiçbir zaman bu zulümlerin şikayetçisi, takipçisi olmadı. O yüzden şimdi bu sessizliğimizin cezasını çekiyoruz. Bir Orhan Pamuk bile durup dururken çıkıp Ermenileri kestiğini iddia edebiliyor.n kötüsü de aydınlarımızın önemli bir bölümü Orhan Pamuk’a yapılan en küçük eleştirileri bile susturmaya çalışıyor. Yani milletçe sürekli olarak sanık sandalyesinde oturuyoruz. Ama kimse bizim savunmamızı işitmek dahi istemiyor..... “ [Oktay Ekşi, Balans Ayarı Kime, Hürriyet Gazetesi, 17 Mart 2005, Sf. 17].
    (5). Digital Fortress; Dan Brown, St. Martin’s Paperbacks, Copyright 1998 By Dan Brown. Library of Congress Catalog Card Number; 97-33118, ISBN: 0-312-99542-3, Printed in the USA, St.Martin’s Griffin edition/May 2000, St.Martin’s Paperback edition / February 2004. St. Martin’s paperbacks are published By St.Martin’s Press,175 Fifth Avenue, New York, NY 10010. [Erkan Kiraz, CarrefourSA Alışveriş Mrk, İzmit 02.01.05, YTL 16,50, $ 7.99].
    (6). Kuantum Şifresi; Altan Çimen, Fantastik Gerilim. I. Baskı-Aralık 2004, Doğan Kitap. ISBN: 975-293-280-0, [Erkan Kiraz, Real Alışveriş Mrk, İzmit 02.01.05, YTL 20,00].
    (7). Nevruz; Her yılın 21 Mart günü kutlanan bir bahar şenliği. Farsça “Yeni Gün” demek. [Nev:yeni, ruz: gün]. Baharın gelişi kutlanır. Önceleri salt Kürtler sahiplenirdi Türkiye’de bu olayı. Ama aslında Türkiye dışındaki bir çok Türk ülkesinde de Nevruz kutlanmaktaydı. Türkiye devleti köklü değişiklik yaparak her yıl eylem ve olay günü olan ve salt Kürtlerin sahiplendiği Nevruz’u ulusal temelde ve diğer Türk uluslarının da katılımı ile kutlamaya başladı.
    (8). Bir Amerikan Misyonerinin Merzifon Amerikan Koleji Hatiralari; George E. White, Çeviri; Cem Tarık Yüksel, Enderun Kitapevi, İstanbul-1995, [Sanat Sokağı, Pasaj İçi Sahaf, İzmit, 22.08.2001, 4,000,000 TL],
    (9). 11 Eylül 2001 NY İkiz Kuleler ve Pentagon’a yapılan gizemli uça saldırlarına Amerikalılar 11/9 Sept demeketdir.
    (10). Haçlı Seferleri: Crusades. Hıristiyanlık için Kutsal Topraklar olan Kudüs ve çevresiyle bu topraklara uzanan yerlerdeki kutsal mekanlara sahip yerlerin ele geçirilmesi ve Hıristiyan inancına sahip kişilerin özgürce yolculuk edip hareket etmesi ve hacı olmaları perdesi ardında yapılan seferlerdir. Osmanlı İmparatorluğu topraklarına yapılan seferlerin dinsel gerekçesi buydu. Türkiye topraklarında yer alan kutsal mekanların ele geçirilmesi planları da belli merkezlerin belleklerindeki yerini korumaktadır.
    (11). € 1.6566
    (J ). Hata ve yanlışlıklar müstesna.
    Erkan Kiraz, 17.03.2005 Perşembe, Saat 24:00-02:00, Şirintepe-İzmit, erkankiraz@yahoo.com, erkankiraz@superposta.com
    http://www.gezinotlari.net/ky_asp
    http://community.webshots.com/user/erkankiraz den başlayıp ardışık alarak devam edip
    http://community.webshots.com/user/erkankiraz30 ‘e kadar
    http://www.mydalyan.com/erkankiraz
    http://www.virtualtourist.com/erkankiraz
    http://groups.yahoo.com/group/bilgisayarveinternetguvenlik
    http://www.trainweb.org/demiryolu/
    site: Jean-Patrick Charrey, contributions & translation into Turkish by Erkan Kiraz