DerzulyaXasiorkMedyaEserlerGri Bakış
sol

Derzulya

Medya

Gri Bakış

Eserler

Makaleler

Orkun Albüm



Orkun Emin UÇAR?


Orkun Uçar haberleri...


"ZİFİR", KADİM ÇAĞLARDAN BERİ ARAMIZDA!
"Altın Kitaplar 27/Şubat/2007"



    Metal Fırtına, Türk edebiyatında yeni bir türün, politik kurgunun oluşmasını sağlamıştı. Bugün politik kurguya sahip onlarca kitap var. Orkun Uçar ve Burak Turan şimdi de metafizik, aksiyon ve politik kurguyu karıştıran yeni bir türün ilk eseriyle karşımızda. Zifir adını taşıyan roman hurafeler, efsaneler ve halk söylencelerine karışan cinleri aksiyon ve politik kurgu ile sunuyor.

Orkun Uçar, “Zifir” ile fantastik kurguya devam ediyor. Burak Turan ise yazmaya fantastik öykülerle başlamıştı. Hangi noktada buluştunuz? Zifir’de sizi, iki yazar olarak birbirinize bağlayan neydi?

    Orkun Uçar: Burak Turan’la tanışıklığımız 2001 bahar aylarına uzanıyor… 2000 yılı Kasım ayında internet üzerinde “Xasiork – Ölümsüz Öykü Kulübü”nü kurmuştum. Başlangıçta site çok amatördü ve sadece benim öykülerim vardı. Sonra bir gün e-posta ile iki öykü geldi. İşte o öyküleri gönderen Burak’tı ve onun da katılımıyla Xasiork gelişmeye başladı.
    Burak daha sonra Xasiork için forum, dergi ve benim ilk kitabımın kapağını da yaptı. Ölümsüzler adlı toplu öykü kitabımızda iki eseri yer aldı.
    Daha sonra yayınevi maddi sorunlar nedeniyle kapanırken, Burak da okul, ardından iş, evlilik ve askerlik nedeniyle yazarlıktan uzak kaldı. Ama ben onun hayal gücünü ve anlatımını unutmadım. “Zifir”in konusu aklıma gelince sabırla askerden dönmesini bekledim ve bir telefon görüşmesi ile ikna ettim. Kitap tam anlamıyla ortak bir eser oldu; anlatım, kurgu, aksiyon, konu anlamında birbirimizi tamamladık.

    Burak Turan: Bizi birbirimize bağlayan, ortak amaçlarımızdı. İkimiz de, Anadolu’nun zengin kültürünü, fantastik edebiyatın içinde görememekten rahatsız oluyorduk. Orkun’un daha önce başlattığı “Türk Fantastik Edebiyatı” türüne katkıda bulunmayı da ne zamandır istiyordum. Sanırım bizi aynı proje çatısı altında buluşturan bu oldu.

Orkun, Burak Turan’ı bu projeye davet ettiğinde Zifir’i yazmaya başlamış mıydın? Zifir mutlaka iki yazarla birlikte mi yazılmalıydı?

    Orkun Uçar: Hayır, yazmaya başlamamıştım. Zifir’in şu andaki benzersiz ve inanılmaz yapısını Burak Turan sağladı. Burak Turan, Türkiye’nin en iyi epik fantezi yazarı... Ama tanınmıyordu ve yazarlıktan uzaklaşmıştı.

Orkun, bazı romanlarda tek başına yazmak yerine, projeye bir yazarı daha ortak ediyorsun... Neden?

    Orkun Uçar: Yazar olmadan önce iyi bir okurdum ve buna Xasiork’da editörlüğü de ekledim. Zaman içinde Xasiork’da ham olarak benden çok daha yetenekli ama şu veya bu açıdan eksikliği olan çok yazar gördüm. Bu eksikleri gördüğüm gibi bunları nasıl tamamlayabileceğimi de biliyordum. Kendimi teknik bir yazar olarak tanımlayabilirim…
    “Metal Fırtına” ile tanındıktan sonra tek başıma yazdığım kitaplarla zaten rüştümü ispatladım, artık sıra beğendiğim ama ortaya çıkmayan yazarlara fırsat vermeye gelmişti. Şu anda o beğendiğim yazarlardan Saygın Ersin üç kitabıyla önemli bir noktaya geldi. Onunla “Derin İmparatorluk”u yazıyoruz. Burak Turan’la “Zifir”i yazdık ve inşallah devamı gelecek. Ömür Özcan’la “Deccal”ı yazıyoruz. Gelecekte de böyle çalışmalarım olacak.
    Ben edebiyata sevdalıyım ve iyi yazarları engellemek yerine, geldiğim konumu kullanarak imkan sağlamayı tercih ediyorum. Okuyucular belki bilmez ama şu son dört yılda yayınlanması için şöyle ya da böyle katkım olan yirmi kadar kitap var.
    Kendi yeteneğime karşı bir endişem, kendime bir rakip yaratmayayım diye düşüncem yok.

Burak, “Zifir”i ilk okuduğunda neler düşündün? Senin, romanın kurgusuna katkıların var mı? Yoksa, proje tamamen Orkun’un belirlediği yönde mi gelişti?

    Burak Turan: Zifir’in kendine has karanlık ve grotesk yapısı, daha önceden de yazdığım hikayelerlerle örtüşüyordu. Zifir projesi başladığı günden itibaren, hiç yabancısı olmadığım bir atmosfere girdim. Orkun’un kurgusal yapıdaki olağan üstü derecede zengin hayal gücünün içine, tıpkı bir okyanusa atlar gibi atladığımda, artık zifir’in bir parçasıydım. Projeye başladığımızda, Zifir, ana hatlarıyla belliydi. Günden güne, yazarken de çok şey gelişti. Elbette de benim de kurguya katkılarım oldu ama çok büyük çoğunlukla etkili olan Orkun’un hayal gücüydü.

“Zifir” nedir ya da kimdir? Kahramanlarınız bu kez, karanlık dünyaların sahipleri... Kimdir onlar?

    Burak Turan: Zifir’in kim olduğu sorusuna ancak bundan sonra yazacağımız Zifir’in devamı ve bitişi özelliğini taşıyan kitap açıklık getirecek. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Zifir; kadim çağlardan beri aramızda olan birisi…

    Orkun Uçar: “Zifir” kitap boyunca kim olduğu bilinmeyen yegane karakter. Cinleri kullanan, yönlendiren o. Burak’ın dediği gibi kim olduğunun yanıtı devam kitabında olacak. Sürpriz!

Cinler, gerçekliğine inanılan varlıklar... Bu durumda roman, cinlerin gerçekliğini doğruluyor mu, yoksa onları sadece birer roman kahramanı olarak mı kullanıyor?

    Burak Turan: Her iki açıdan da düşünebiliriz. İster varolsunlar ister varolmasınlar, onlar Anadolu kültürünün içinde her halükarda yaşıyorlar. Şimdi sokağa çıkıp herhangi birisini çevirip sorun, size anneannesinden, dedesinden veya başka birinin ağzından mutlaka bir cin hikayesi anlatacaktır. Bu, onların mitolojik varlıklarının kanıtı. Gerçek varlıkları ise ancak kişinin inançları ilgili bir durum... Dini kaynakların hepsi, onların varlıklarını zaten kabul ediyor, bu kaynakları dikkate alan bir kişinin cinlerin varlığına inanmamasının imkanı yok. Cin varlığı, Kitap’ta doğrulanıyor, ancak cin ırkına ait karakterler tamamen hayal gücümüze ait ve sadece birer roman kahramanı olarak kullanılıyorlar.

    Orkun Uçar: Cinler her üç kutsal kitapta da varlığından bahsedilen varlıklar. Bizden önce dünyanın sahipleriydiler. Kuran-ı Kerim’de birçok ayetde bahisleri geçiyor. Bunun ötesinde sözlü anlatımlarda yüzlerce cin hikayesi, deyimi hayatımızda yer alıyor. Her insandan en az üç cin hikayesi duyabilirsiniz. İşte bizi şaşırtan bu oldu… Gündelik hayatımızda bile yer alan cinler, yazılı edebiyatta neredeyse hiçbir şekilde kullanılmamıştı.
    Romanımızın cinlerin varlığını kanıtlama çabası yok ama konunun merkezindeler...

Romanda bir yandan iyi cinler ile kötü cinlerin savaşlarını okurken bir yandan da genç bir adamın -Azazil- yaşamına tanık oluyoruz. Ne cin ne de gerçek bir insan olan Azazil, üstün yeteneklere sahip birisi... “Bölüm” olarak adlandırdığınız yer de bir tür emniyet müdürlüğü gibi bir yer olmalı... Azazil de, Bölüm de çok esrarengiz görünüyor. Azazil’in bir devam kahramanı olması mümkün mü?

    Burak Turan: Azazil, Türk okurunun hemen empati kurabileceği, onurlu, güçlü ve asi yaradılışlı bir kahraman. Bölüm’de Azazil tam bir fenomen. Onu herkes bilmiyor, bilenler de sadece onun hakkında çeşitli hikayeler duymuşlar. Birebir görüştüğü az sayıda kişi var ve gerçek bir savaşçı... Kitabın kalbinde duran kişinin Azazil olduğunu düşünmek elbette yanlış değil, ancak yardımcı karakterler olmadan, Azazil’in tek başına büyük bir gücü olamazdı. Kenan ve Nil ile birlikte bir “devam çetesi” olma özelliğine sahipler.

    Orkun Uçar: Azazil arada bir tür. O da iyi ve kötü arasında seçim yapıyor başlangıçta... Çok karizmatik ve kesinlikle devam kahramanı olacak... Kitapta gizemli olaylarla ilgilenen “Bölüm” genelkurmaya bağlı ama elemanlarını Diyanet İşleri yetiştiriyor.

Romanda dikkat çeken üç kişi daha var: Papa, Başkan Bush ve Stephen King. Her üçü de cinler tarafından öldürülüyor. Bu gerçekten de çok fantastik… Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

    Burak Turan: Anlatmak istediğimiz en önemli nokta, cinlerin bütün dünyaya, eş zamanlı saldırılar yapıyor olmalarıydı. Fantastik edebiyatın içinde yer etmiş olan “vampirlerden haç ve kutsal su ile korunursun ” tabusunu Papa’yı öldürerek yıktık. Gişe rekorları kırmayı başaran hemen hemen her filmde görmeye alıştığımız, “dünyayı sadece Amerikalılar kurtarır” tabusunu, Bush’u öldürerek kırdık. Stephen King için ise gerçekten üzgünüz…

    Orkun Uçar: Kitabın bir de politik kurgu ayağı var. Yani günümüz gerçeklerinden uzaklaşmıyoruz. O zaman dünyayı gerek savaşla, gerekse küresel ısınmaya engel olmamasıyla bir kıyamete götüren Bush’u görmemek imkansızdı.
    Stephen King’e gelince… Bu Doğu’dan, Batılı bir korku edebiyatı üstadına bir selam! Kitapta onu kullanmamızın nedeni sevgimiz...

Cinler, eski hükümdarlıklarını geri almak gibi bir durum için savaş vermeye hazırlanırken dünyanın gidişatından da haberdarlar… Amerika-Ortadoğu savaşından ve dünya ülkelerinin pek de birbirlerini sevmediklerinden… Yoksa onların kıyamet dedikleri, üçüncü dünya savaşı mı?

    Burak Turan: Kitapta, cinler, kıtaların birbirleriyle savaşacakları olası bir üçüncü dünya savaşından çok daha büyük bir yıkım için dünyaya saldırıyorlar. Üçüncü dünya savaşı gerçekleşirse, savaşın ardından, her şeye rağmen hala ayakta duran milletler olacaktır. Ancak kitaptaki Uzza cinlerinin planları, bunun da ötesinde, gerçek bir “insan kıyımını” çağrıştırıyor. Kitaptaki diğer bir sürpriz de tam bu noktada açığa çıkıyor. İnsanoğlunun en büyük düşmanı olan Şeytan, bu yıkımı durdurmak için insanlarla müttefik oluyor.

    Orkun Uçar: Cinlerin kötü olanları zaten şu veya bu şekilde dünyayı karıştırmaya çalışıyorlar. Zaten bu açıdan onları kullanan kötü niyetli insanlar da var. Burak’ın dediği gibi üçüncü dünya savaşı bir kıyamet sayılmaz, zira Kuran’ı Kerim’e ve hadislere göre kıyamet alametleri bellidir.

Burak, “Zifir”in ardından fantastik öyküler yazmaya devam edecek misin?

    Burak Turan: Zifir benim adıma, tam da beklediğim gibi harika bir çıkış-başlangıç oldu. Fantastik-korku türlerinde romanlar yazmaya devam edeceğim.