* İki kişinin beraber bir roman yazması garip karşılandı önce. Gerçi sizin yazdığınız türde örnekleri var Batı'da
bunun. Nasıl bir yöntem uyguladınız?
Burak Turna: Kitabı önce taslak olarak yazmıştım. Hatta bir iki yere göndermiştim fikir almak için. Orkun'a fikri açtım ve o beni çok iyi anladı. Eksiklerimi gördü ve tamamladı, fazla olan şeyleri ayıkladı.
Orkun Uçar: Burak taslağı getirdiğinde teknik olarak bazı aksaklıkları vardı, bir casusluk aksiyonu roman projem vardı buna iyi uyacağını düşündüm. Ortaya yağ gibi akan bir kitap çıktı. Bu kitabı tek kişi yazsaydı, onun paranoyası
olarak karşılanacaktı anlatılanlar. İki imza olunca bir anlamda kurumsallaştı.
* Peki bundan sonra niye tek tek gidiyorsunuz? Yani Metal Fırtına 2'yi Orkun Uçar, 3'ü de Burak Turna olarak kaleme alıyorsunuz?
BT: Zaten aynı şekilde yazıyoruz, niye tek tek gitmeyelim ki. Belki bir pazarlama stratejisi olarak ikisi bir anda verilebilir.
OU- Fantastik edebiyatta seriler çok görülür. Çabuk bitti bu, keşke daha uzun olsaydı diyenler var. Biz de o yüzden devamını yazmaya karar verdik. Zaten bazı ucu açık kalmış bölümler var. Hikayeyi tamamlamamız için onları bitirmemiz gerekiyor.
* Pek çok komplo teorisi üretildi kitapla ilgili olarak. Nelerle suçlandınız şimdiye kadar?
BT: Biz hayal gücümüzle kitabı yazdık ama insanların hayal güçleri bizden geniş çıktı. Hiç aklımıza gelmeyen şeyleri söylediler. MOSSAD ajanlığı, Amerikan ajanlığı, AB ajanlığı,
Fetullah Gülen bağlantısı... Genelkurmay tarafından yazdırıldı, AKP tarafından yazdırıldı gibi yaklaşık on kadar senaryo üretildi. Biz de buna karşılık Zulu kabilesinin yazdırdığını söylüyoruz.
OU: Türk halkına, Türk gençliğine hakaret aslında bu. Niye yazmayalım biz de böyle bir kurgu? Biri tutuyor, bu çok kötü kitap diyor, diğeri hayır çok iyi bir kitap, mutlaka çeviridir ve bunlara verdiler diyor. Bir emekli asker çıkıyor, kitaptAki askeri bilgilerin hepsi yanlış diyor, bir diğeri çıkıyor benim bile bilmediğim askeri bilgiler içeriyor diyor.
Tam anlamıyla bir tiyatro oluştu kitabın çevresinde ve kenara çekilip biz de izliyoruz şu anda olup biteni ve eğleniyoruz.
* Bu kitaptan sonra sizin politik görüşünüz de çok merak edilir oldu. Nasıl tanımlıyorsunuz kendinizi?
OU- Politik olarak ben kendimi tam olarak "asi" diye tanımlıyorum. Kendime karşı bile muhalif bir insanım.
BT: Politik ve ideolojik olarak hiçbir bağlantım yok, kendi hayat görüşümü kendi düşünce sistemime göre yaratıyorum.
METAL FIRTINA SONUNDA BİZİ DE SALLADI
Fantastik edebiyattan geldiğimiz için gücün ne olduğunu biliyoruz. Yüzüklerin Efendisi'ni hatırlayın. Güç en yakınındakini mahveder. Bu kitap bizi ele geçirmeye çalışacak diye düşündük.
Metal Fırtına'nın en yakınında biz varız ve bizi şkillendirmeye çalışacak. Hatta bir ara salladı bizi bu güç. Ama kontrolümüzü kaybetmemeye çalışıyoruz. Gündemi bu kadar
etkileyen bir kitap olmadı bu güne kadar.
KAÇ PARA ALDINIZ DİYEN ÇOK
İmza gününde yanımıza biri geldi, siyasi romanlar yazıyormuş. Çocuklar sizi tebrik ederim, herkes alıyor bir yerlerden para, siz de almışsınızdır ama olsun güzel yazmışsınız diyor.
Şaşırıp kaldık, ne dediğini bile anlayamadık önce. Valla almadık, desek de, adam "olur böyle şeyler" diyor.
AMERİKA'YA GİREMEZSİNİZ DİYORLAR, BİZ DENİZLİ'YE ZOR GİTTİK ZATEN
Yandınız oğlum, artık asla Amerika'ya gidemezsiniz, oraya almazlar sizi diyorlar. İstanbul'dan dışarı çıkmaya niyetimiz yok ki bizim. Denizli'ye gittik imza gününe, öldük.
Karşıya bile geçmek istemiyoruz. En büyük servet bile ülkeniz yoksa sizi koruyamaz. Yoksa Yahudiler'e kimse bir şey yapmazdı İkinci Dünya Savaşı'nda. Dünya vatandaşıyım argümanları tamamen palavra.
GEL BAK OĞLUM SENİNKİLERDEN BİRİ TELEVİZYONDA ABUK SABUK KONUŞUYOR
Metal Fırtına'nın iki yazarının tanışmalarının da hayli ilginç bir hikayesi var. Yıllardır fantastik edebiyat üzerine çalışan, hikayeler, romanlar kaleme alan, internet üzerinde kurduğu Ölümsüz Öykü Kulübü ile bu türün
yazar ve okurlarını buluşturan Orkun Uçar. Yazdığı Kızıl Vaiz kitabı ve bir de vizyondaki Matrix filmi için bir televizyon kanalının sabah programına çağırmışlar kendisini. Burak Turna'nın annesi televizyondaki bu konuşmayı duyunca hemen oğluna seslenmiş: "Gel bak oğlum, seninkilerden biri televizyonda abuk subuk konuşuyor."
Burak Turna, Orkun Uçar'ı televizyonda görür görmez ileride birlikte bir şeyler yapacaklarını hissettiğini söylüyor. daha sonra e-mail yoluyla tanışıyorlar ve ortak çalışmaya karar veriyorlar.
ORKUN UÇAR
Dört yıldır ablamdan aldığım yüz milyon aylıkla yaşamaya çalışıyordum. Evim yok, çoluk çocuğum yok. Gece yaşantısını sevmiyorum, içki de içmem. Cebime fazla para girdiğinde yaptığım birkaç kitap daha almaktır.
Yani parayla ilgili öyle çok derdim yok ve istklerim sınırlı. Politik bir figür olmak da istemiyoruz. Yok efendim bizi parayla satın almışlar da kitap yazdırmışlar. Ne kaldı ki bizi satın alabilecekleri. Eğer çok para kazanırsak kitabın satışından, varendalı bir evim olsun yeter bana.
Yaklaşık 16 yıl medya sektöründe çalıştım ama bunun 82 günü sigortalı. 2000'de en son ATV'den ekonomik kriz sırasında kovulunca beş parasız ortada kaldım. İşte o zaman Ölümsüz Öykü Kulübü'nü yaptım internet üzerinde. Gecede 300 kişiye mail atıyordum, bakın böyle bir sitemiz var diye. Fantastik hikayeler yazanların ziyaret ettiği ve eserlerini koydukları bir siteydi burası.
Sonra oradaki öykülerden Ölümsüzler diye bir seçki yaptık. O sitedeki arkadaşların kitaplarını basmak için Sibel Atasoy'la ortak olarak bir yayınevi kurmuştum. Kapattım sonra 4 milyar Bağkur borcum çıktı.
Bir işyeri açıldığında Bağkur'a üye olmam gerektiğini bilmiyordum. Kendi sigortamı ödemem gerekiyormuş, o iki milyarsa faizle dört milyar olmuş. Borcum olunca kafam takılıyor, yazı yazamıyordum. Bir gün televizyonda Düello yarışmasının duyurusunu gördüm, başvurup kabul edildim. Sonuçta tek bölüm yayınlandı ve ben altı milyar kazanarak borçlarımı kapattım. Şimdi bunu çkartıyorlar önüme. Adam öldürmedim ki, yarışmaya girip borcumu kapatmak için para kazandım.
BURAK TURNA
Ben Orkun kadar yayın dünyası içinden gelen biri değilim. Hayalperest bir çocuktum. Plaja bile gittiğimizde kabine kapanıp savaşlar filan tasarlıyordum kafamda. Büyüdükçe savaş
edebiyatına, stratejilerine merak saldım. Daha sonra felsefe de ilgi alanma girdi. "Sistem A: Mutlak Sistem Teorisi ve Zaman Makinesinin Mantıksal Altyapısına Giriş" diye bir çalışma yaptım.
Bu felsefi bir çözümleme sistemi. Neye uygularsanız mutlaka sonuca varıyorsunuz. Bu sisteme göre şu anda 3. Dünya savaşı'nı yazıyorum zaten. Bankacılık ve tekstil sektöründe çalıştım ama şimdi her şeyi bırakıp sdece yazmaya başladım. Zamanı gelen düşünceden daha güçlü bir şey yoktur diye bir söz vardır ya, Metal Fırtına'nın durumu aynen o.
| | | | | | | | | | | | | | | | | | | |